Blog / Endüstriyel Ekoloji
Endüstriyel Ekoloji
Büyümeye devam eden dünya ekonomisi, hammadde ve enerji kaynakları üzerinde yoğun bir tüketim baskısı ve beraberinde çevresel sorunların da artmasına neden olmaktadır. Ülkelerin, ekonomik büyüme ve refahın sürdürülebilirliğinin yanı sıra uzun dönemde bu ekonomik faaliyetlerin çevreye olumsuz etkilerinin kontrol altına alınması ve doğal kaynakların muhafaza edilmesi konularında da daha etkin kararlar almaları gerekmektedir.
Eyüp GÜDER / Sanayi ve Teknoloji Uzman Yardımcısı
Bilindiği üzere nüfus artışına paralel olarak yaşam kalitesi sürekli artmakta bu nedenle dünyada üretime duyulan ihtiyaç da her geçen gün fazlalaşmaktadır. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi için özellikle gelişmekte olan ülkeler tarafından doğal kaynak tüketimi hızla artmakta, neticede sınırlı kaynakların tamamen tüketilmesi, yenilenebilir kaynakların ise kendini yenileyememesi gibi sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra, kaynaklar tüketilirken önemli çevresel etkiler de yaratılmakta ve bu etkiler sonucu bozulan ekosistemin ekonomik ve sosyal maliyeti giderek büyümektedir.
Büyümeye devam eden dünya ekonomisi, hammadde ve enerji kaynakları üzerinde yoğun bir tüketim baskısı ve beraberinde çevresel sorunların da artmasına neden olmaktadır. Ülkelerin, ekonomik büyüme ve refahın sürdürülebilirliğinin yanı sıra uzun dönemde bu ekonomik faaliyetlerin çevreye olumsuz etkilerinin kontrol altına alınması ve doğal kaynakların muhafaza edilmesi konularında da daha etkin kararlar almaları gerekmektedir.
Halihazırda bir çok ülkede doğal kaynakların sürdürülebilir ve etkin kullanımına yönelik, atık önleme, sürdürülebilir kaynak yönetimi, entegre ürün yönetimi vb. yaklaşımları içeren ulusal stratejiler geliştirilmiştir. Bugüne kadar uygulanmış ve uygulanmakta olan üretim sistemlerinin sürdürülebilir olmadığı anlaşılmış, doğadaki üretim sürecinin anlaşılması, üretime yönelik politikalara ekonomik boyutun yanı sıra ekolojik boyutların da entegre edildiği yeni yaklaşımların getirilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Doğadaki üretim sistemi tüm üreticilerin ve tüm tüketicilerin birbirini tamamladığı, hammadde ve enerji kaybının minimize edildiği bir sistemdir. Hammadde ve enerji akışı kapalı bir döngü halinde gerçekleşmekte ve tüm ürünler, atıklar ve yan ürünler yeniden üretim sistemine kazandırılmaktadır. Hiçbir madde boşa harcanmamaktadır. Doğadaki bu felsefeyi endüstriye ve ekonomiye kazandırma çabası yeni bir kavramın doğmasını sağlamıştır. “Endüstriyel Ekoloji” kavramı, endüstriyel ve ekolojik çevre arasındaki etkileşimi temel alan, disiplinler arası bir çevresel ve ekonomik yaklaşım olarak gelişmektedir (İskenderun Körfezinde Endüstriyel Simbiyoz Projesi).
Eko-endüstriyel parklar (EEP) ise endüstriyel ekoloji kavramının endüstriyel alanlardaki uygulaması olarak kabul edilebilir. Eko-endüstriyel parklar endüstriyel ekoloji ile yaratılan endüstriyel sinerjiden faydalanıp atık üretiminin ve çevreye olumsuz etkilerin en aza indirildiği hammadde ve enerji verimliliğinin yüksek olduğu bölgelerdir. İlk olarak 1992 yılında Indigo Development firması tarafından yaratılan Eko-endüstriyel park kavramı, 1995 yılından sonra sürdürülebilir kalkınmanın en önemli parçalarından biri olarak görülmeye başlanmıştır.
Bu tarihten sonra özellikle ABD, Çin, Japonya, Norveç, İsveç, İsviçre, Almanya, İtalya, Kanada ve Danimarka ekoendüstriyel parklar konusunda önemli ilerlemeler göstermişlerdir (Gibbs and Deutz, 2005). Eko-endüstriyel park uygulamaları; yeni (sıfırdan) eko-endüstriyel park tasarımı, mevcut endüstriyel parkların iyileştirilerek (yeniden yapılandırılarak) eko-endüstriyel park oluşumu ve bölgesel uygulamalar olmak üzere üç şekilde görülmektedir. Ancak her üç eko-endüstriyel park uygulamasında da bulunması gereken altı önemli bileşen vardır;
1. EEP’ler araziye, hidrolojik şartlara ve ekosisteme uygun bir şekilde konumlandırılıp doğal sistemler ile entegre olmalıdır.
2. EEP’lerde yenilenebilir enerji kaynakları yoğun olarak kullanılmalı ve tesis tasarımı ve rehabilitasyon yoluyla enerji verimliliği maksimize edilmelidir.
3. Tesis içi geri kazanım ve işletmeler arası malzeme akışı (endüstriyel simbiyoz) maksimum düzeyde olmalıdır.
4. Tesis içerisindeki ve park içerisindeki suyun tekrar kullanımı maksimum düzeyde olmalıdır.
5. Park yönetimi standart hizmetlerinin yanında işletmelerin birbirlerinin atıklarını yan ürün olarak kullanımının sağlamak için işletmeler arası koordinasyonu sağlamalıdır.
6. Yeni yapıların inşası ve mevcut yapıların rehabilitasyonu sırasında kullanılacak malzemeler ve teknolojiler yaşam döngüsü içerisindeki çevresel etkileri düşünülerek seçilmelidir
Eko-endüstriyel parkların en önemli parçası olan endüstriyel simbiyoz, doğadaki simbiyoz ilişkilerine benzer şekilde birbirine yakın iki bağımsız endüstriyel işletme arasında madde ve enerji değişimi olarak tanımlanmaktadır. Bir başka deyişle, endüstriyel simbiyoz; tercihen birbirine fiziksel olarak yakın olup, normalde birbirlerinden bağımsız çalışan iki veya daha fazla endüstriyel işletmenin bir araya gelerek hem çevresel performansı hem de rekabet gücünü artıracak uzun süreçli ortaklıklar kurması ve dayanışma içinde çalışmasını temsil etmektedir. Dünyada ekolojik endüstri ve endüstriyel simbiyoz denince; ilk ve en çok sözü edilenlerden biri Danimarka’nın Kalundborg kasabasında 1970’li yıllarda başlayan uygulamalardır (Haskins, 2006).
Bu kasabadaki endüstri bölgesinde eko-endüstriyel parklar kavramı halen oluşmamışken ufak simbiyoz çalışmaları ile aslında ilk adım atılmaya başlanmıştı. Sonra zamanla söz konusu bölge, suyun tekrar kullanımını artıran yeni teknolojilerin gelmesi, temiz üretim teknolojilerinin yaygınlaşması, büyük çapta bir simbiyoz ağının oluşturulmasıyla bir ekoendüstriyel park haline dönüşmüştür. Bu dönüşümden sonra parkta her yıl 2,9 milyon m3 yer altı suyu daha az kullanılmakta, 200.000 m3 atıksu geri kazanılmakta ve atmosfere 64.400 ton CO2 daha az salınmaktadır (Domeneceh and Davies, 2011).
Kalundborg mevcut endüstriyel parkların iyileştirilerek ekoendüstriyel park haline dönüşmesinin en önemli örneklerinden biridir. Türkiye’de eko-endüstriyel park anlayışına en yakın olabilecek örgütlenen endüstriyel gruplar Organize Sanayi Bölgeleridir (OSB). OSB’ler mevcut durumda, EEP’lerin önemli parametrelerinden olan ortak artıma tesisleri, ortak çevre yönetim sistemleri, ortak altyapı hizmetleri, ortak yönetim vb. özellikleri içerisinde barındıran endüstriyel gruplardır.
Endüstriyel parkların yeniden yapılandırılarak eko-endüstriyel parklara dönüşümüne en güzel örnekler OSB’lere benzer özellikler taşıyan endüstriyel örgütlenmeler olan Çin’deki Ekonomik Teknolojik Büyüme Alanlarıdır. Tianjin Ekonomik-Teknolojik Büyüme Alanı (TEDA) 1984’de kurulan Çinin ilk 14 ekonomik büyüme bölgelerinden biridir. Tianjin bölgesinde yer alan sanayi bölgesinde de birçok simbiyotik ilişki geliştirilmiş ve buna paralel olarak bölgenin çevresel altyapısının geliştirilmesi için önemli adımlar atılmıştır.
Atılan tüm bu önemli adımlar neticesinde ekonomik ve çevresel boyutu olan birçok kazanç elde edilmiştir. Tüm bu gelişmelerden sonra, Çin Devleti tarafından 2003 yılında hazırlanan “Endüstriyel Ekoloji Planı” çerçevesinde Tianjin EkonomikTeknolojik Büyüme Alanı, 2008 yılında Çin Çevre Koruma, Ticaret, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Çin’in ilk 3 eko-endüstriyel parkından biri olarak ilan edilmiştir.
Sonuç olarak; gelişmiş ekonomilerce bu güne kadar uygulanmış olan üretim sistemlerinin sürdürülebilir olmadığı ve bu nedenle orta ve uzun vadede uygulanamaz olduğu uluslararası platformlarda da kabul görmüş ve yapılan çeşitli anlaşmalarla sürdürülebilir ve çevre dostu üretim süreçlerinin teşvik edilmesine yönelik yaptırımlar kabul edilmiştir. Söz konusu yaptırımların uygulanması gelişmiş ülke ekonomilerinin rekabet gücünü daha az etkileyecek olmasına rağmen gelişmekte olan ekonomileri rekabet açısından zorlayacaktır. Bunun yanında, bahse konu antlaşmalardan doğan yükümlülükler gereği emisyon azaltılmasına yönelik ilave yatırımlar da kamu bütçelerine ağır yükler getirecektir.
Dolayısıyla özellikle ülkemizin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler tarafından küresel piyasalarda var olabilmek için üretime yönelik politikalara ekonomik boyutun yanı sıra ekolojik boyutun da entegre edildiği yeni yaklaşımların getirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu nedenle ülkemizdeki toplumsal kalkınmanın en önemli parçalarından olan OSB’lerin Çin’deki yapılaşmaya benzer bir şekilde birer eko-endüstriyel parka dönüşmesi ile hem ulusal ve uluslar arası çevresel kriterler sağlanacak hem de küresel piyasalar ile rekabet edebilecek üretimler gerçekleşecektir.
KAYNAKÇA
1. Domenech, T. and Davies, M. (2011). Structure and morphology of industrial symbiosis networks: The case of Kalundborg. Procedia Social and Behavioral Sciences, 10,79-89.
2. Gibbs, D. and Deutz, P. (2005), Implementing industrial ecology? Planning for eco-industrial parks in the USA. Geoforum, 36, 452–464.
3. Haskins, C. (2006). Multidisciplinary Investigation of Eco-Industrial Parks. Systems Engineering, 9, 313-330.
4. İskenderun Körfezinde Endüstriyel Simbiyoz Projesi Website, Erişim Tarihi: 12.12.2011. http://www. endustriyelsimbiyoz.org/
5. Kalundborg Symbiosis Website, Erişim Tarihi: 15.06.2012, http://www.symbiosis. dk/en/diagram
6. Shi, H., Chertow, M. and Song, Y. (2010). Developing country experience with eco-industrial parks: a case study of the Tianjin Economic-Technological Development Area in China. Journal of Cleaner Production, 18, 191-199.