ISO BELGELENDİRME
Sektörler
İso Belgelendirme
Taksim Danışmanlık Hizmetleri
Karbon Ayak İzi Hesalama
Güncel Fuarlar
Önceki Sonraki
WorldFood Türkiye’nin En Büyük Gıda Fuarı
WorldFood Türkiye’nin En Büyük Gıda Fuarı
9-12 Eylül 2021
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
03 Haziran, Perşembe
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
03 Haziran, Perşembe Saat: 10
Kurumsal Akademiler Konferansı
Kurumsal Akademiler Konferansı
24 Haziran 2021 | 14:00 - 16:4
Doğaya Saygı Sertifikası
Blog / Üniversitelerde Verimlilik Çalışmaları
Üniversitelerde Verimlilik Çalışmaları
 
Ülke verimliliğinin anahtarı üniversite-sanayi işbirliğidir
 
 Üniversitelerde  Verimlilik  Çalışmaları
 
 
 
 
 
 Hocam, röportajımızın ana teması üniversitelerdeki verimlilik çalışmaları ve üniversite-sanayi işbirliği. Üniversitelerimizdeki verimlilik çalışmalarının mevcut durumunun genel bir fotoğrafını çeker misiniz? 
Üniversitenin yükümlülüğü, devletimizin bize emanet ettiği çocuklarımızı geleceğe hazırlamakla sınırlı değildir. Üniversitenin görevlerini saymakla bitiremeyiz. Toplumun her türlü sorununa çözüm üretmekle görevlidir üniversite. Çünkü devleti yöneten, sistemin işlemesi için çalışan her insanı üniversite yetiştirir. Buralarda sorunlar varsa, mekanizmada, sistemde bir sorun varsa, sürecin sonunda eksi veriyorsa, biz üniversiteler görevlerimizi layıkıyla yerine getiremiyoruz demektir.
Bu bilinçte olduğumuz zaman, olaya bakışımız bu noktada olmaya başladığı zaman, her şeyin rengi değişmeye başlıyor. “Üniversite, bölgesindeki her türlü eksiklikten, bilgisizlikten, cehaletten sorumludur” dediğiniz zaman, durumu bu şekilde ortaya koyduğunuz zaman ve bu gözlükle etrafınıza bakmaya başladığınız zaman Ankara’daki hangi sektöre bakarsanız bakın, her sektörün verimsiz çalıştığını ve bizlere ihtiyaç duyduğunu görürsünüz.
Sanayi sektörü, hizmet sektörü, aklınıza hangi sektör gelirse gelsin verimsizdir.Sizi bu kadar kesin ve keskin ifadeler kullanmaya iten verimsizliğin sebepleri nelerdir? 
Üretim planlamasını yapmayı bilmiyorlar, maliyet muhasebesini yapmayı bilmiyorlar. Kâr ne kadar, zarar ne kadar bilmiyorlar. İşin gerçeği; çok eskiden enflasyonun yüzde 60-70’lerde olduğu dönemlerde maliyeti ikiyle çarpıp fiyatlandırarak ürünlerini satanlar, hizmetlerini verenler her gün fiyatlar değiştiği için arada kaynayıp gidiyorlardı. Ama şimdi enflasyon tek haneli rakamlara inince, Çin ve Hindistan da güçlü rakipler olarak kendilerini yakından takip edince firmalarımız, son derece iyi hesap yapmayı ve verimli olmayı gerektiren bir sürece girdi. Aksi takdirde bırakın kâr etmeyi, ayakta kalmaları bile mucizelere bağlıdır.Üniversitelerin bölgesel kalkınmanın muharrik gücü olduğu söylenir. 
Sizce üniversiteler bulundukları bölgenin kalkınması için neler yapmalıdırlar? 
Üniversitelerin bölgesine yapabileceği işler ortada. Bunu nasıl yapacak ve hayata geçirecek? Biz buna, “üniversitemizin sosyal sorumluluk projesi” dedik; kümelenme modelini de araç olarak kullanıyoruz. Avrupa’da ve Amerika’da pek çok iktisatçının kümelenmeyle ilgili binlerce değişik tarifi var. Biz kendi tarifimizi yapıyoruz; “gelecekte de var olmak istiyorsak kümelenmeyi başarmak zorundayız” diyoruz. Çünkü başarılı ve sağlıklı olan bir küme verimli olabilir. Ancak böyle bir kümenin üyesi olan tüm işletmeler verimli çalışır. Neden verimli çalışır? İşin sırrı nerede?
Çünkü modelimizin merkezinde, her sorundan kendini sorumlu tutan bir üniversite var. Kümelenme modelimizin kalbinde üniversite var. Onun etrafındaki halkada ilgili sektör, sektörün etrafındaki halkada ise kamu yer alıyor. Kamu, sektör, üniversite birlikte kümeyi oluşturuyor. Bunlar ana aktörler. Yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleri de bunun doğal üyesi. Niye? Çünkü kümenin hedefi şu: Bölgemizin refah düzeyi yükselsin, gelecekte de biz var olalım, torunlarımıza yüksek bir yaşam standardı bırakalım. Bunu başarabilmek için de güç birliği gerekiyor. 
Üniversitesiyle, ilgili sektörüyle, kamusuyla, yerel yönetimiyle, valiliğiyle, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle herkesin aklında bölgesinin kalkınması ana hedef olmalıdır.
Bu nasıl başarılacak? Kesinlikle verimli olmak koşuluyla başaracağız. Zaten hedeflediğimiz nokta, verimsizliği ortadan kaldırmaktır. İşletmelerin pek çok sorunu ve yüzlerce hastalığı var. Bunların içerisindeki en büyük tehdit ise verimsizliktir. 
Ürünlerini üretirken verimsizler, insan kaynağını verimsiz çalıştırıyorlar. Maliyet muhasebesinde yanlış hesap yapılıyor. Çünkü faturaları alt alta topluyorlar; “benim giderim bu” diyorlar. Bu yöntem kesinlikle eksiktir. İki gün önce Bilecik’teydim. Orada Türkiye’de ilk 500’e giren büyük bir firmamız var. Yıllık 200 milyon TL cirosu var. “Cebimde para yok” diyor…
Bu nasıl olur? Çünkü verimsiz. Hesabını kitabını iyi yapamıyor. İnce ayar maliyet muhasebesini iyi yapamıyor. Konuştuk, dinlediler. “Hocam, sizin kapınızı çok çalacağız” dediler.
 
Verimli olmak sadece yüksek kâr elde etmek için mi önemli?
 
Elbette hayır. Her şeyden önce her kurumun sosyal sorumluluğu gelmeli… 
İşletmeleri verimli yaptığınız zaman işçisinin maaşını biraz artıracak noktaya geliyorlar. Ödeyemediği SSK primini öder hale geliyorlar. Borçlarını temizlemeye başlıyorlar. Yani yıkımına sebep olan noktayı, siz yavaş yavaş iyileştirdiğiniz zaman oradan artırdığı artı değeri, Ar-Ge için kenara koyabiliyor. Onun için mutlak surette verimli olmaları için çalışıyoruz.İşletmelere yönelik verimlilik teklifleri hep firmalardan mı geliyor? İşletmelerden bize gelen yardım istekleri öncelikli olarak kendilerini daha verimli hale getirmemiz noktasında oluyor. Fabrikanın yerleşim düzeni de dâhil... 
Öyle bir yönetim sistemi oluşturmuş ki KOBİ, fabrikanın makineleri arasındaki mesafe bile düşünülmemiş. Buna varıncaya kadar bizden destek istiyorlar. Yeni fabrika açacaksa, onu nasıl yapabileceğine dair proje istiyor. Tüm KOBİ’leri öncelikle verimlilik bakımından inceliyoruz. Verimliliği artan işletme rekabet edebilir hale geliyor. Çünkü yakın takibinde Çin var, Hindistan var… Yani kâr marjı o kadar küçüldü ki, yüze 5-6 düzeyine indi.
 
Çin vurgusunu ikinci kez yaptınız. Bu konuyu biraz açar mısınız? Tehdidin boyutu nedir?
 
Çinliler o kadar çok istihbarat toplamışlar ki; Ankara’da geziniyorlar, kimin neyi ürettiğini biliyorlar. Sizin kapınıza çantasıyla geliyor birisi, “Ben ürettiğin şeyi daha ucuza vereyim, sen benim bayiim ol, dükkânı kapa, daha çok kazan” diyor. O dükkânı kapadığı zaman 50 kişi ne olacak? İnsanlar işsiz kaldığı zaman sosyal problemler başlar. Kritik nokta burasıdır. Bu yüzden işletmelerimizin, kendilerini hedef seçmiş olan Çinlilere karşı mutlak surette verimli olmaları gerekiyor.
KOBİ’lere daha başka ne gibi önerileriniz oluyor? KOBİ’lere kümelenme modeli 
içerisinde anlattığımız bir başka konu, maliyetleri aşağı çekmeleri ve ortak satın almalara yönelmeleri. Bir sektörde KOBİ’ler, diyelim ki, her biri 5 kilo, 10 kilo hammadde alıyorlar. Bu küçük miktarlarda hammaddeleri ucuza alma ihtimalleri yok. Üstelik her biri ayrı ayrı lojistik parası ödüyor. “Özellikle yurtdışından tedarik edilen ürünleri toplu alın” diyoruz. Bu organizasyonu OSTİM’de organize ettiğimiz İŞİM kümesi içerisinde kurduk. İsteyen firmalar katılıyor bu ortak satın alma işine. 
Gönüllülük esası var, kimse kimseyle işbirliği yapmak zorunda değil, kimse bizim sunduğumuz plan ve projeye katılmak zorunda değil.Türkiye’de bugün vakıf üniversiteleri dâhil yaklaşık 170 üniversite bulunuyor. Bunların her birinin marka değeri haline gelmiş başarılı olduğu alanlar var. Diyelim ki Çankaya Üniversitesi, Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde markalaşmış olsun, bir başkası makine mühendisliğinde, bir diğeriyse çevre mühendisliğinde… 
Bütün bu eğerlerin ortak bir veri tabanında buluşturulup ülke sorunlarının çözümünde kullanılması mümkün müdür?
Söylediğiniz nu konuyu ben Yusuf Ziya Özcan hocamız ÖK Başkanı iken kendisine anlattım. O zaman Sayın Bakanımız Nihat Ergün Bey de izimle birlikteydi. Konuşmamızda, YÖK’e büyük sorumluluk düştüğünü anlattım. Bir üniversite olarak bunu nasıl yaptığımızı anlattım. “Siz çok kritik bir yerdesiniz. iz size destek olalım, arka planda. 81 ilde üniversiteler var. O üniversitelere YÖK kanalıyla sahaya inmelerini telkin edelim ve atılacak adımları onlara öğretelim” dedim. Hangi konularda dikkat edilmeli hocam?İnsanlar başlangıçta bize unları söyledi. “Biz bunu niye yapıyoruz? Öğrenci bize zaten geliyor ve biz onları yetiştiriyoruz. Bu hizmet değil mi?” diye soruyorlardı. Bakış açısı o kadar önemli ki… öyle baktığınız zaman o hoca ofisten dışarı çıkmıyor. Ama ben gelip ona “ülkenin er sorunundan sorumlusun” dediğim zaman durum daha farklı bir boyut alıyor. 170 üniversiteden her birinin marka değerine ulaşabilmesi için yenilikçi olması gerekiyor. emelde; bilim, teknoloji ve matematik var. Bu konularda çok kaliteli eğitim verebilirsiniz ancak yeterli değil. Yaşam bilimleri dediğimiz; insan kaynakları yönetimi, pazarlama, işletme, yönetim organizasyonu, stres yönetimi gibi sosyal alanda kaliteli insanlar yetiştirebilirseniz, işte o zaman yenilikçilik ve marka oluşturma ansını yakalayabilirsiniz.Hocam bu noktayı biraz daha açıklar mısınız?Yeni fikir ve eni ürün, eğer toplum tarafından beğenilirse pazarda kalıyor, markalaşıyor. Bunun arkasında kaliteli insan yatıyor. Sadece mühendis değil. Siz çok iyi ürün üretebilirsiniz,ancak pazarlayamazsanız ya da zamansız yaparsanız, o ürün pazara çıkamaz. Fikriniz güzeldir, bunu önceden deklare edersiniz, fikrinizi başkaları taklit der, çalınır gider. Sosyal bilim ile mühendisliğin karşımıdır markanın ihtiyaç duyduğu insan kalitesi. Markayı marka yapanlar, işte o marka insanlardır.Sosyal bilimler alanında da talepler geliyor mu işletmelerden?Biz mühendislik öğrencilerinin yanı sıra uluslararası iktisat ve işletme öğrencilerini de gönderiyoruz sahaya. Çünkü KOBİ’ye koruyoruz, “Teknik olmayan, üretimle doğrudan ilgisi bulunmayan sosyal alanlarla ilgili bizden talepleriniz var mı” diye. O kadar çok talep geliyor ki… Hepsi pazar araştırması istiyor. Çok önemli. Çok akıllı, mükemmel bir ürün tasarlar ve üretirsiniz. Dünyada pazar payı sıfırsa ürününüzün, yaptığınız harcama, emek hepsi boşa gider. Çünkü tasarladığınız ürüne ihtiyaç uyulmamaktadır. 
Üniversitelerin açtıkları bölümler, bunlara ayırdıkları kontenjanlar ve öğrencilerin seçtiği bölümler, ülkenin gerçekten ivedilikle ihtiyaç duyduğu alanlar mı? Türkiye’yi daha verimli bir noktaya getirecek kalitede ve ayıda insanı yetiştiriyor mu üniversitelerimiz?
Kesinlikle hayır. Üniversitelerimiz de verimsiz yönetiliyor, işletmelerimiz de… Bürokraside çok zaman kaybediyoruz. Bu merkezi bürokrasi, moral motivasyonu da olumsuz yönde etkiliyor. Kendi işlerinde de lüzumsuz bürokrasi yaratıyor. Her şey denetlendiği için, kayıt altına alınıyor ve ok ayıda evrak üretiyor sistem… Her yıl denetlendiğimiz için her şey kâğıtlardadır bizde. Bilgisayarda olması da yetmiyor. Verimliliği herkes çok istiyor. Devletimiz de istiyor, üniversitelerimiz de… İşletmelerimiz de istiyor, vatandaşlarımız da… 
Bu niyet ve istekler ülke gerçeğimizle örtüşüyor mu?
Çok iyi planlanmadığı için örtüşmüyor maalesef. İyi niyet var, gayret var. Ancak onlarla biz sürdüremiyoruz. Bir şeyin başarılı olabilmesi için sürdürülebilirliği önemli. Başarılı olabilmesi için sonuna kadar sabırla çalışmaya devam etmemiz gerekiyor. Bizim heyecanımız abuk geçiyor. Odaklanıyoruz, çok çabuk kavrıyoruz. Sloganlar atılıyor, ondan sonra arkasını takip edemiyoruz. Toplum olarak bizim kültürümüzde değişiklik yapmamız gerekiyor.Ne gibi değişiklikler hocam?
 
Örneğin, rekabet ortamında işbirliği yapma kültürümüz çok zayıf. O da kümelenmenin önündeki en büyük engel. İşletmelerimize endi aralarında işbirliği yapma kültürü gelse daha verimli olacaklar; ama onların önlerindeki en büyük engel, “benim rakibimle işbirliği yapmam mümkün olamaz” düşüncesi. “Sizin yapamadığınız ya da çok uzaktan temin ettiğiniz ir ihtiyacınızı belki komşunuz üretiyordur” diyoruz, ama maalesef olmuyor. Maalesef u kültür yok işletmelerimizde. Ayrıca disiplinli ve sürekli çalışma alışkanlığı açısından a zayıfız. Yeterince üzerinde çalışmadan, çabuk sonuca varmaya çalışıyoruz. Bu da ürünü rekabetçi yapmıyor. Bunlar KOBİ’lerin temel hastalıklarından.
Verimliliğin kabul örmesi ve kamuoyunda verimlilik kültürünün oluşması için üniversitelerin önemli sorumluluklar taşıdığını söylediniz. Bu bağlamda Üniversite-sanayi işbirliğiyle ürüttüğünüz projelerin ne gibi yansımaları oldu?
Kümelenme dediğiniz zaman nesiller boyu sürmesi gereken bir mücadeleden 
bahsediyoruz. Hedeflerimize ulaşabilmek için kısa, orta, uzun vadeli planlar yaptık. Temel problem şu: Etrafımızdaki yüzlerce işletme bize güveniyor, ancak birbirlerine güvenmiyorlar. Orada çok akıllı hareket etmek gerekir. Yanlış bir adım atarsanız etrafınızdaki o kişileri bir daha bir araya getiremezsiniz. Verimlilikte de, stratejik planlamada da atacağınız adım kadar zamanlaması da önemlidir. Daha önceden kurulmuş 5-10 tane başarılı küme olsaydı geçmişimizde, o zaman bizim işimiz daha kolay olacaktı.
İşletmelerimizdeki verimlilik kültürü mü eksik, yoksa kaliteli insan açığımız mı çok fazla?
 
Başta Verimlilik Genel Müdürlüğü olmak üzere, kamuda pek çok kaliteli uzmanımız var. Onlar da üniversitelerden yetiştiler, lisans, doktora yaptılar. Ancak eksik olan bir şeyler var yine de… Onları yetiştirirken gerçek hayatla iç içe olma fırsatının onlara pek verilmediği anlaşılıyor. Dünyaları kitaplarla sınırlı kalıyor çoğu kez. Ben bir üniversite rektörü olarak pek çok mühendisten çok daha bilgiliyim sektör hakkında. Çünkü fabrikalarını gezdim, işçisiyle yemek yedim, sahibiyle saatlerce sohbet ettim, imalathanesini, deposunu gezdim. Onların yaşam şartlarını bizzat gözlemledim. Projeleri yapmak için zaten bizzat işletmelerin, sektörün içine giriyorsunuz.
İşin özü şu: Biz sahaya inmeyen öğrenciye diploma vermiyoruz. Öğrenci, 9 ayını sahada geçiriyor. Başlarda bu, öğrencilerimize çok zor geliyordu. Ancak bir KOBİ’nin sıkıntısını tespit edip onun çözümünü gerçekleştirdiğinde, işletmeden bunun karşılığında teşekkür aldığında, bütün zorluklar kolay hale geliyor. Çok mutlu oluyorlar. İşin tadına varmaya başlıyor öğrenci…
Hocam son olarak KOBİ’lerde yürüttüğünüz çalışmaları nasıl gerçekleştirdiğinizi, karar aşamasından sonuçlanma sürecine kadar, bir örnek olay şeklinde, kısaca özetler misiniz?
 
Biz mühendislik eğitimi alan bütün 4’üncü sınıf öğrencilerine yıllık Bitirme 
Projesi dersi koyduk. Eylül-Haziran döneminde projeyi uyguluyoruz. Bu çerçevede Temmuz-Ağustos’ta hocalarımız sahaya iniyorlar, organize sanayi bölgelerini dolaşıyorlar. Ankara’da dört tane küme var. Bunlar; makine sektörü, savunma sanayi ve havacılık, yenilenebilir enerji ve medikal. Beşinci kümeyi geçen ay kurduk: Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri. Bu kümelere bağlı firmalara giden hocalarımız 
işletme yetkililerine sorarlar, “bu yıl ne gibi çalışmalar yapalım”, diye. Onlar da bir veya iki proje isterler. Bu projeleri üniversiteye getiririz. Elimizde ne gibi talepler var, çıkar ortaya. O sorunla ilgili dört son sınıf öğrencisi ve iki öğretim üyesinden takımlar oluştururuz. Öğrencimizin eylül ayının sonu geldiğinde takımı bellidir, problemi bellidir. İşletmeyle gerçekleştirilecek ziyaretler, toplantı günleri ve yapılacak işler önceden tespit edilir. O süreç içerisinde öğrenciler projeye nüfuz etmeye başlarlar. Hocalarıyla sürekli değerlendirme toplantıları, haftalık proje toplantıları yaparlar. Bu süreçte öğrencilerimiz sahaya tam anlamıyla nüfuz ederler. Yılın ortasına geldiğimizde ise elde ettiğimiz sonuçlar ve bundan sonra yapacaklarımız üzerine öğrencilerimiz firmada ya da organize sanayi bölgesinde Türkçe sunumlarını yaparlar. İngilizce sunumlarını ise üniversitede yaparlar. İkinci yarıyılın sonunda, haziran ayında, işletmede ikinci Türkçe sunum yapılır, sonra da üniversitede ikinci İngilizce sunum yapılır. Üniversitedeki İngilizce sunuma işletmenin İngilizce bilen personeli de katılabiliyor. İşletmedeki sunumda öğrencilerimize işletme çalışanları ve sahipleri sorular soruyorlar. Üniversitedeki İngilizce sunumda ise hocalar soruyorlar. Akademik bölüm hep orada oluyor. Bu toplantıda işletme sahibi, “bu proje bizim, emeği geçen öğrencilerimize ve herkese teşekkür ediyorum”, dediği zaman o öğrenci daha mezun olmadan mesleki başarıyı yaşıyor. Sanayiye giden bir öğrenci bir problemi çözdüğünü özgeçmişinde sunabiliyor. “Şu firmanın şu sorununu çözdüm”, demesinden daha büyük referans olur mu? Bilenle bilmeyen bir olur mu? Bizi farklı yapan da budur zaten.
 
Hocam verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Son bir mesajınız varsa onu almak istiyoruz.
 
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” veciz sözünün gereğini yapmaya çalışıyoruz. 21. yüzyılda gerçek açlık bilgiye duyulan ihtiyaçtır. Bizler komşularımız bilgiye aç iken seyirci kalamayız. Bilgiye aç olan KOBİ’leri doyurmak, üniversitemizin sosyal sorumluluğudur.
 
Yasal Uyarı
İsfirmarehberi.com´da yer alan kullanıcıların oluşturduğu tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından İsfirmarehberi.com hiçbir şekilde sorumlu değildir.
Bizi Takip Edin !
Facebook Twitter Google Plus Linkedin Youtube Instagram