ISO BELGELENDİRME
Sektörler
İso Belgelendirme
Taksim Danışmanlık Hizmetleri
Karbon Ayak İzi Hesalama
Güncel Fuarlar
Önceki Sonraki
WorldFood Türkiye’nin En Büyük Gıda Fuarı
WorldFood Türkiye’nin En Büyük Gıda Fuarı
9-12 Eylül 2021
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
03 Haziran, Perşembe
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
03 Haziran, Perşembe Saat: 10
Kurumsal Akademiler Konferansı
Kurumsal Akademiler Konferansı
24 Haziran 2021 | 14:00 - 16:4
Doğaya Saygı Sertifikası
Blog / ÜniversiteVErimlilik
ÜniversiteVErimlilik
 
Verimlilik ve Endüstri Mühendisliği
 
 ÜniversiteVErimlilik
 
 
 
 Yıllar önceydi. Allah’a çok şükür şimdilerde en azından altı doldurulmaya çalışılan, “üniversite – sanayi işbirliği”söylemlerinin tavan yaptığı günlerdi. Bir endüstri kentinin yegâne üniversitesinin daha yeni seçilmiş tıpçı rektörünün gözleri parlıyordu. Bir şeyler yapması lazımdı. “Üniversite– sanayi işbirliği” denince ilk akla gelen şey olan mühendislik fakültesinin dekanını aradı. “Hazırlanın, gidiyoruz” dedi. Dekan, “nereye gidiyoruz efendim” diye sorunca; “sanayiyi fethetmeye gidiyoruz” dedi rektör. Önce, hazırlıklar yapılmalı ve üniversite tarafı bu fethe hazırlanmalı ve motive edilmeliydi. Nitekim üniversitenin sosyal tesislerinde yemekli toplantılar düzenlenmişti bunun için. Sıra artık kaynaşmadaydı, vuslattaydı… Önce üniversitede, sonra organize sanayideki bir lokantada hem akademisyenlerin hem de sanayicilerin katıldığı yemekli toplantılar düzenlendi. Her ne kadar bu yemeklerde, öğretim elemanları ile sanayiciler ayrı ayrı oturdularsa da, üniversite ile sanayi sonunda kaynaşmıştı. Sonrasında bütün öğretim elemanları kendi uzmanlık alanlarını ve hünerlerini ortaya koyan dokümanlar hazırladı. Bu dokümanlar ışığı altında belli alanlar ve çalışma grupları oluşturuldu. Sanayiciler de boş durmadı bu arada. Kendi ihtiyaçlarını belirlediler. 
Uzmanlıklar, yetkinlikler ve ihtiyaçların eşleştirilmesi gerekiyordu. Bunun için bir ara yüz’e ihtiyaç vardı. O da halledildi. Artık, akademisyenler ile sanayicilerin ortak bir buluşma noktası ve web’de çalışan platformu vardı. Sorunlarının ve çözümlerini paylaşabilecekler ve haberleşebileceklerdi… Bir sonraki adım, “ziyaretleşmeler” olacaktı. Önce kim gelsin, sonra kim gitsin tartışmaları çok fazla uzun sürmedi. Sanayi “orada” olduğu için, “oraya” gidilecekti ilk olarak. Üniversitenin mühendislik fakültesinin her bölümünün başkanları ve seçkin öğretim üyeleri, önlerinde dekanları ve rektörleri ile birlikte yollara düştüler. Daha doğrusu, dekan ve rektör tüm öğretim üyelerinin arkasındaydı bu konuda, destekliyorlardı. Her sektörden ufku açık birer firma seçilecekti. Bu seçim işini, bağlı oldukları kurum yapacaktı. Firma ziyaret edilecek, firma gezilecek, yemek yenilecek, firma yetkilileri ihtiyaçlarını açıklayacak, daha sonra öğretim elemanları uzmanlıklarını ve neler yapabileceklerini ortaya koyacaktı. Sonra da, o firmada birlikte hangi işlerin, hangi işbirliklerinin, hangi Ar-Ge çalışmalarının yapılabileceği tartışılacaktı. Günler günleri kovaladı. Bir “tekstil” fabrikası pilot olarak seçildi. Randevu alındı ve gidildi. Fabrika sahibi olan “sanayici”, mühendislik fakültesi bölüm başkanlarından ve ilgili diğer seçkin akademisyenlerden oluşan heyeti kapıda karşıladı. Türk kahveleri ve çaylar içildi. Sonra, fabrika baştan ayağa hep birlikte geçildi. Fabrika sahibi ve işletme müdürü gezinti sırasında bazen durarak “işletmede hâlihazırda ne gibi sorunları” olduğundan bahsediyordu.
Mesela, ürettikleri kumaş renklerini zaman zaman tutturamayabiliyorlar, zaman zaman “örüntüyü” etkin olarak kontrol edemedikleri için biraz fazla fire veriyorlardı. Daha sonra, öğle yemeği safhasına geçildi. Yemekten sonra, mühendislik fakültesi bölüm başkanları kendi bölüm, meslek ve disiplinlerini tanıttılar. Bu fabrika özelinde neler yapabileceklerine dair konuşmalar yaptılar. Mesela, makine mühendisliği bölümü başkanı işletmedeki makinelerin bakımına el atabileceklerini, işletmedeki nem oranını kontrol altına alarak bazı sorunlara çözüm bulabileceklerini belirtti. Elektrik mühendisliği bölümü başkanı işletmenin aydınlatmaları ve elektrik enerjisi harcamaları konusunda çalışmalar yapabileceklerinin altını çizdi. 
Fizik mühendisliği bölümü başkanı fabrikada üretilen “renk haslığı” deneylerini gerçekleştirebileceklerini söyledi. İnşaat mühendisliği bölümü başkanı işletmenin depreme dayanıklılığını ölçebileceklerini ve zemin etütleri yapılabileceğinden bahsetti. Gıda mühendisliği bölümü başkanı, “burada bize yapacak pek bir iş yok gibi…” diye iç geçirerek ve diyerek düşünceli bir biçimde sırasını savmış oldu. Fabrika’nın temel iştigal alanı ile ilgili olan tekstil mühendisliği bölüm başkanına gelmişti sıra. Tekstil, iplik ve kumaş konularında detaylı bilgiler verdi. Bölümün laboratuarlarından bahsetti. Düzgünsüzlük dâhil bütün deneyleri yapabileceklerini hatırlattı. Tekstilde katma değerli ürünler üretme ve nanotekstil konusunda çalışmalar yapmanın önemine işaret etti. Derken sıra, fakültenin en son kurulan bölümü olan endüstri mühendisliği bölümüne ve başkanına gelmişti. Mikrofonu kaptığı gibi konuşmaya başladı. “İşletmelerin verimliliklerini ve rekabetçiliklerini, ürün ve hizmetlerin kalitesini nasıl artırabileceklerini” anlatarak sözlerine başladı. “İnsan”, “makine”, “para”, “çevre” bileşenlerinden oluşan sistemleri ve bu sistemlerden elde edilen ürün ve hizmetlerin müşteri ihtiyaçlarını en iyi karşılayabilecek doğrultuda tasarımı, planlanması, kontrolü ve yönetimini hedeflediklerinden dem vurdu. Verilerden değer üretilmesi gerektiğini, veriler ışığında “kararlar” verilmesi gerektiğini söylüyordu. Her şeyi, ama her şeyi planlayabileceklerini, çizelgeleyebileceklerini ve modelleyebileceklerini, ilgili tüm süreçlerin en iyilenmesini sağlayabileceklerini, kaliteyi ve verimliliği artırabileceklerini hatırlatıyordu. Bunun yanında, işleri tasarlayabilirler, ölçebilirler, işçi sağlığı ve iş güvenliği, insan faktörlerine dayalı ürün ve üretim sistemleri tasarımı ile çevreye duyarlı üretim ve tasarım konularında da işbirliği yapabilirlerdi. İşin özünde, başarı için kaynakların etkin kullanılmasının yattığını ve bunun da aslında “verimlilik” ile doğrudan ilişkili olduğunu söyledi. Endüstri mühendislerinin aslında birer “verimlilik mühendisi” olarak algılanması gerektiğine işaret ediyordu. Soyut şeylerden bahsediyordu. Sunumların yapıldığı salonda homurdanmalar başladı. Tam o sırada, fabrikanın sahibi olan “sanayici” topa girdi: “Hocam, sizinle işimiz olmaz, sizinle sonra görüşelim, bizim işimiz tekstil, tekstil mühendisliği bölümü ile işbirliği yapabiliriz gibi gözüküyor, hem siz verimlilikten bahsediyorsunuz, benim makinelerimin hepsi ithal ve tam otomatik, fabrikayı gezerken siz de görmüşsünüzdür, hepsinin elektronik gösterge panelinin üzerinde yüzde 97 yazıyor, siz verimliliğimizi daha fazla ne kadar artırabilirsiniz ki?”…Ortalık buz gibi olmuştu bir anda. Bir rektöre ve bir de sanayicinin gözlerine baktı endüstri mühendisliği bölüm başkanı. Bir anda yıllar öncesine gitti aklı. Doktorası bitmek üzereyken, freze tezgâhlarındaki kesme işlemlerin en iyi şartlarda gerçekleştirilmesi için geliştirdiği sistemin uygulamasını yapabilmek adına bir işletmeye gitmişti. “Fırsat verin, operasyonlarınızı eniyileyelim, katalog değerleri yerine en uygun (optimal) kesme parametrelerini kullanalım, verimliliğinizi artıralım…” demişti de, kendisiyle dalga geçmişlerdi. 
“Hocam, sen iş getir yeter ki, biz kesmesini biliriz…” demişlerdi. Bu duygularla sözüne tekrar başladı kaldığı yerden endüstri mühendisliği bölümü başkanı: 
“…Efendim karıştırmayalım lütfen üretkenlik ile verimliliği birbirine, tıpkı birçoklarının yaptığı gibi… Farklı şeylerdir bunlar. Manüel tezgâhlarınızı CNC yani bilgisayar destekli/kontrollü tezgâhlar ile değiştirirseniz üretkenliğinizi bir çırpıda artırabilirsiniz. Ancak, CNC tezgâhın sağladığı kabiliyetleri ve esnekliği iyi yönetemezseniz, ondan en iyi şekilde faydalanamazsanız onu gerçek anlamda verimli kullanmış olmazsınız, verimliliğinizi artırmış olmazsınız. Boşu boşuna para bağlamış ve kaynakları israf etmiş olursunuz. Yani, para ile üretkenliği artırabilirsiniz, ama verimliliği artırmak için ekstra bir şeyler daha yapmanız gerekir. Üstelik çok üretken ve verimli bir biçimde elde ettiğiniz kumaşları satamazsanız eğer, bunlar ‘stok’ olarak beklerse depolarınızda, bütün bunların hiçbir anlamı kalmaz. Verimli ya da üretken olmanızın hiçbir anlamı kalmaz. Yani sadece, verimli ve üretken olmak yetmeyebilir. Aynı zamanda, etkin ve etkili olmak da gerekir. 
Gördüğüm kadarıyla işletmenizde yapabileceğimiz birçok hizmetler var, işbirliği yapabiliriz”. Ve devam etti: “Şimdi, size bir örüntü tanıma sistemi geliştirebiliriz, toplam üretken bakım felsefesini işletmeye yerleştirebiliriz, ergonomi ve insan mühendisliği uzmanlığımıza aydınlatma problemlerinize kalıcı çözümler bulabiliriz, kumaş rengine etki eden faktörleri tespit edebilir bunun için deneyler tasarlayabiliriz, kaliteyi yönetebiliriz, enerji verimli ve çevre dostu üretim yapmanıza sağlayabiliriz, verimliliğinizi artırabiliriz, üstelik bütün bu süreçlerde diğer tüm arkadaşlar ile, diğer tüm bölüm ve disiplinler ile ortak çalışabiliriz…”
 
 
Lafı biraz fazla uzattığının o da farkındaydı. Ama yıllar boyunca içinde kalanları ve söyleyemediklerini, şimdi hem de herkesin huzurunda dökebildiği için çok mutluydu. Rahatlamıştı... İçinde kalmamıştı... Ancak, kimse yine oralı olmadı. Sanayici, “bizim bir trafo işimiz var, bir de kumaşlarımızdaki fireleri düşünüyoruz. O yüzden, elektrik mühendisliği ve tekstil mühendisliği bölümü yetkililerimiz ile yarın ayrıca görüşebiliriz, sizinle daha sonra görüşelim, teşekkür ederim” diyerek son cümleleri sarf etmiş oldu. Son noktayı koymuştu. Alkışlardan ve veda seremonisinden sonra, eller sallandı ve herkes kendi yuvasına döndü…Yıllar geçti. O gün bugündür, ne arayan oldu ne de soran verimlilik konusunda… Zaten, “verimlilik” kimsenin de umurunda değildi aslında…
Çukurlar kazılıyor ve sonra da dolduruluyordu nasıl olsa… Çarklar bir şekilde dönüyordu. Parke taşları döşenmeye devam ediyor, ancak bu dahi “verimsiz” ve “ilkel” yöntemlerle icra ediliyordu. Üstelik üniversitenin rektörü değişmiş, eski eskide, mazi mazide kalmıştı… Protokoller, web sayfaları, platformlar… Hepsi kadük olmuş, işlevini yitirmişti. Zaten ne bir sanayici ne de bir akademisyen o platformları kullanmamış, bir e-posta bile göndermemişti birbirine işbirliği yapmak için. Üniversitelerin kendisi bu kadar verimsiz iken, sanayideki işletmelerin verimliliğini nasıl artırabilecekti ki? Sistem(ler) bir türlü kararlı bir hal alamıyordu.
Değişmek güzeldi, ama kontrolsüz ve yönetilebilir olmayınca insanlar takip bile edemiyordu değişimleri. Üniversitelerde “verimlilik” dersi gölgede kalmıştı, bu konuyu ön plana çıkaran sınırlı sayıda bölüm ve program mevcuttu üniversitelerde. Verimlilik, bazı derslerin içine sıkışıp kalmıştı. Aslında, mesela endüstri mühendisliği disiplininin neredeyse tüm dersleri “verimliliği artırmaya” ve “kaynakları etkin kullanmaya” odaklandığı halde, bütün bunlar sistematik ve tekil halde ön plana çıkarılamamıştı. Meşhur bir arama motoruna “verimlilik ve endüstri mühendisliği” yazıldığında sadece altı adet zayıf ilişkili “kayıt” bulunabiliyordu.
08.00–17.00 mesaisi ile, memur zihniyeti ile bu işin olamayacağını gayet iyi biliyordu. Zevk-ü sefanın olduğu yerde verimlilik olmayacağını düşünüyordu. Huzurun ve heyecanın olmadığı yerde verimliliğin barınamayacağını da… Türkiye’nin en büyük sorununun ve hastalığının aslında “verimsizlik” olduğunu iddia ediyordu. Son zamanlarda, ekonomisi ile parlayan bir yıldız olarak ortaya çıkan Türkiye’nin “verimliliği” her alanda ve süreçte artırabildiği takdirde, ihracatını hedeflenen süreden çok daha önce ikiye katlayacağına ve dünyanın ilk on değil, ilk beş ekonomisinden birisi olabileceğine yürekten inanıyordu. Bu yüzden, karar vericilere ve destek sağlayıcılara, “verimlilik” konusunun çok önemli olduğunu ve bu konuda hazırlanacak projelere destek olunması gerektiğini anlatmaya çalışıyordu. O’na göre son zamanlarda içi boşaltılmaya çalışılan inovasyon kavramının temel amaçlarından birisi de “verimliliği” artırmaktı. Hem böylece yaşam kalitesi de artacaktı. Çalışmak, ama çok çalışmak lazımdı. Yapılacak en öncelikli iş üniversite ile sanayinin, daha doğrusu üniversite ile iş dünyasının, daha da doğrusu; üniversite ile halkın kaynaşmasını (!), aynı dili, ortak bir dili kullanmasını sağlamaktı. Gerekirse, işin en başından, alfabesinden başlanmalıydı. Çöpe çöp atmayı öğrenmekten, çöp tenekesini verimli bir şekilde kullanabilmekten başlayabilirdik mesela. Gerekirse, kilit taşı bile döşesek, verimliliği ön plana çıkarabilirdik… Ama aynı zamanda bir o kadar da dikkatli olmak gerekiyordu. Tadında bırakmak gerekiyordu her şeyi... Mesela, “endüstriyel tarım” ile verimlilik artırılmıştı, dönüm başına alınan ürün miktarları artmıştı ama, GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ile birlikte hiçbir sebze ve meyvenin eski tadı kalmamıştı. 
Dolayısıyla, “verimlilik” kavramını bile “verimli” kullanmak ve içini boşaltmamak gerekiyordu. İşte, tam da bu duygu ve düşünceler içerinde iken, bir telefon çaldı aniden ve durupdururken. Adı, ister “tesadüf” olsun, 
isterse başka bir şey… İlginçti… 
T.C Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın “KALKINMADA anahtar VERİMLİLİK” dergisi için “üniversiteler ve verimlilik” ekseninde bir yazıya ihtiyaç duyulmaktaydı. Kalkınmanın anahtarının “verimlilik” olduğunu ve verimliliğin de “endüstri mühendisliğinden” geçtiğini düşünen bölüm başkanı çok teşekkür etti, telefon görüşmesinden sonra, fırsat bu fırsattır diye bilgisayarın klavyesinin başına geçti ve bu yazıyı yazdı. 
Verimliliğe dikkat çekmek için, yazının başlığını “Üniversite ve Verimlilik” yerine “ÜniversiteVErimlilik” şeklinde koydu. 
Hayırlı ve uğurlu olması dileğiyle…
 
Yasal Uyarı
İsfirmarehberi.com´da yer alan kullanıcıların oluşturduğu tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından İsfirmarehberi.com hiçbir şekilde sorumlu değildir.
Bizi Takip Edin !
Facebook Twitter Google Plus Linkedin Youtube Instagram