ISO BELGELENDİRME
Sektörler
İso Belgelendirme
Karbon Ayak İzi Hesalama
Taksim Danışmanlık Hizmetleri
Güncel Fuarlar
Önceki Sonraki
WorldFood Türkiye’nin En Büyük Gıda Fuarı
WorldFood Türkiye’nin En Büyük Gıda Fuarı
9-12 Eylül 2021
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
03 Haziran, Perşembe
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
Provimes Web ve Mobil Kurulum ve Kullanım Eğitimimize Davetlisiniz.
03 Haziran, Perşembe Saat: 10
Kurumsal Akademiler Konferansı
Kurumsal Akademiler Konferansı
24 Haziran 2021 | 14:00 - 16:4
Doğaya Saygı Sertifikası
Blog / Beşeri Sermaye, Eğitim ve Verimlilik 26 EYLÜL
Beşeri Sermaye, Eğitim ve Verimlilik 26 EYLÜL
 
Sinan BORLUK / Sanayi ve Teknoloji Uzmanı - Verimlilik Genel Müdürlüğü
 
 
İnsan dünya üzerinde işleyen tüm sistemlerin odağındadır. Ekonomik sistem de özünde insan odaklı işlemektedir. En üstte ekonomik sistemin yönelimlerinden, en altta üretimin en temel işleyişine kadar, ekonomik sistem doğrudan insan öğesine bağımlıdır. Her ne kadar, teoride insan ve sermaye ayrı değerlendirilse de, sermayeyi de, o sermayeyi üreten teknolojiyi de kurgulayan yine insan öğesidir. Bu temel gerekçelerden ötürü insan öğesinin, varlığı ve niteliği ekonomik sistemler açısından belirleyicidir. Öncelikle sistem insanın varlığına doğrudan bağımlıdır.
 
Üretilen mamulden, üretim araçlarına, elde edilen ücret/kârdan oluşan çevresel etkiler ve israfa kadar her etken insan kaynaklıdır. Dolayısıyla insan faktörünün değerlendirilmesi, çok ayrı bir noktadan ele alınması gereken ve tüm yaklaşımların çatısını oluşturacak şekilde gerçekleştirilmelidir. İnsan doğduğu andan itibaren ekonomik sisteme etki etmeye başlar. Öncelikle yeni doğan, temel bir tüketicidir. Aynı zamanda bu bireyin çevresinde oluşan tüm ekonomik aktiviteler bireyin kendisine bağlıdır.
 
Bir ekonomik aktör olarak birey, zaman içinde ekonomik açıdan üretken hale gelebilmek için çeşitli aşamalardan geçmek zorundadır. Bu süreç kamunun tercih ve politikalarıyla belirlenmiş bir süreçtir. Öncelikle birey, yalnızca tüketen olma döneminde, üreten bireye dönüşmek için, ekonomik mal kadar kamusal mal da tüketmek zorundadır. Bu kamusal malların en öne çıkanları da eğitim ve sağlıktır. Ağırlıklı olarak kamu tarafından sunulan, ancak son dönemde karma sunumu tercih edilen, bu iki kamusal mal/hizmet özünde kamuya gelir kazandırmayı amaçlamamaktadır. Kamusal sunumlar, toplumsal iyi olma halini geliştirmeye ve korumaya yöneliktir.
 
Oluşması beklenen fayda maddi değil, dışsallıklar yoluyla ikincil faydalardır ve ekonomik olarak bir anlam ifade etmezler. Ancak bu kamusal sunumlar, ileride ya da hali hazırda üretken olacak bireylerin temel ihtiyaçlarını ve toplumsal gerekliliklerini gerçekleştirmelerinde büyük rol oynar. Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde sağlık, bireyin üretme gücünü korumasını sağlarken, eğitim ise üretme sürecinde kullanılacak bilgi ve deneyimlerin temelini oluşturma konusunda etkili olacaktır. Bir başka anlatımla bu kamusal mal ve hizmetler, bireye ve kamuya ekonomik fayda sağlamaz iken, ortaya çıkan dışsallıklar arasında en önemlisi, bireyin ekonomik üretme gücünün korunması ve artırılması olacaktır.
 
EĞİTİM
 
Eğitim kavramı çok başlıklı ve çok boyutlu olmakla birlikte, ekonomik anlamda ön plana çıkan; temel eğitim ve mesleki eğitimdir. Temel eğitim basitçe “yaşam için eğitim”1 olarak tanımlanabilir. Diğer bir anlatımla bireyin yaşama uyumunu sağlayan eğitim türüdür. Bu eğitim üzerine eklenecek tüm diğer eğitimlerin de temelini oluşturacak eğitimdir.
 
Temel eğitimin üzerine kurgulanan önemli bir yapı da “mesleki eğitim”dir. Mesleki eğitim, “bireye hali hazırda var olan ya da yeni oluşmakta olan mesleklerde başarı kazandıracak özelliklerin kazandırılması”2 olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla, mesleki eğitimin amacı, temel eğitimin üzerine yeni bir eğitim uygulanarak bireyin ileride sahibi olacağı meslekle ilgili özellikler kazandırmaktır. Mesleki eğitimin başarısı, temel eğitimin oluşturduğu temelin sağlamlığıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, başarılı mesleki eğitim programlarının tümü, başarılı temel eğitim ön şartına bağlıdır. Mesleki eğitimin başarısının iki ölçüsü vardır. Bireyin mesleğinde daha üretken olmasını sağlayacak özelliklerin bireye kazandırılması ve bu özelliklerin ortaya çıkabilmesi için bireyin üretime doğrudan katılması. İyi bir temel eğitim ve mesleki eğitim almış olan birey, eğer üretim sürecine doğrudan katılmamakta ise, eğitim sürecinin iktisadi artı değer oluşturmasından söz edilemez.
 
Yine birey üretime katılmakta ancak yeterli mesleki eğitim almamışsa ve diğer bireyler düzeyinde üretkenlik seviyesine sahip değilse, mesleki eğitimin başarısından ya da etkinliğinden söz edilemez. Eğitim ancak ve ancak birey üzerinden üretim sürecine katılabilirse ekonomik bir anlama sahip olabilecektir. Eğitimin, iktisadi değer üretmesi, bir metal cevherinin çeşitli süreçler sonucunda üretimde kullanılan bir alete dönüşmesine benzetilebilir. İnsan da sahip olduğu üretkenlik potansiyelini ancak çeşitli süreçler sonucunda üretken bir hale sokabilir. Bu noktada altı çizilmesi gereken diğer bir önemli nokta ise üretim sürecinin, bireyineğitim ve yeteneklerinin üretime doğrudan katkı sağlayacak bir şekilde organize olması gerekliliğidir. Başka bir makalenin konusu olabilecek bu durum, “fordist” üretim yapılanması ile en alt düzeye inmektedir. Verimlilik için iş süreçlerinin öne çıkması, bireyin üretime yabancılaşma olgusunu ortaya çıkarmaktadır.
 
İSTİHDAM ve İŞSİZLİK DURUMLARINDA EĞİTİMİN ÖNEMİ
 
Bireyin üretimde yer alma durumu istihdamdır. Bireyin çalışma istek ve gücü varken bir işe sahip olamaması, bir diğer anlatımla üretim sürecinde yer alamaması ise işsizlik durumudur. İnsan sermayesi açısından bakıldığında, bireyin istihdam durumunda ya da işsizlik durumunda eğitimden uzak olması, insan sermayesinin erozyona uğraması sonucunu doğurur. İşsiz bireylerin, işten uzak oldukları süreçler uzadıkça verimlerinin düşeceği zaten beklenen ve doğal olan bir sonuçtur. Kamusal olarak bakıldığında, toplumsal bir sorun olan işsizlik kadar, bireylerin tek tek üretkenliklerinin de azalması sorunun derinliğini ve sorunlu sürecin uzunluğunu belirlemektedir. Bu bağlamda kamusal politikalar açısından bakıldığında, işsizliğe yönelik öne çıkan iki politika alanı vardır. Bunlardan ilki, işsizlik süreci ile ortaya çıkan zararları tazmine yönelik olan pasif istihdam politikaları diğeri ise işsizlik sürecinde bireyin üretkenlik kapasitesini muhafaza etmeyi ve bireye iş alanları yaratmayı hedefleyen aktif istihdam politikalarıdır3. Aktif istihdam politikaları her ne kadar işsizlik sorununa yönelik gibi görünse dahi, istihdam halindeki bireyleri de hedeflemektedir. Aktif istihdam politikaları dört ana grup içinde toplanabilir:
 
1. İş yaratma programları
 
2. İşyerinde eğitim programları
 
3. Okuldan işe geçişleri kolaylaştırmayı amaçlayan eğitim programları
 
4. İş kurmaya yardımcı, girişimciliği özendiren programlar
 
5. Aktif istihdam politikaları kapsamında bireylere okuldan başlayarak, işgücü piyasasında daha istikrarlı bir istihdam süreci yaşatmak amacıyla, eğitim, danışmanlık ve mali destek verilmektedir. Ancak diğer tüm politikaların işlerlik kazanması için bireyin işe yönelik eğitiminin ve işsizlik döneminde değişen koşullara uyum sağlamasını sağlayacak eğitimin önemi ortaya çıkmaktadır.
 
Bu eğitim özünde üretim sürecindeki bireyin, üretkenlik kapasitesini artırmaya yöneliktir. Bir diğer anlatımla, eğitim beşeri sermayeyi güçlendirme yoluyla verimlilik artırma amacını gütmektedir. Dolayısıyla, fiziki sermaye için verimliliği artırıcı etkisi olan yeni teknolojiler ne ise, beşeri sermaye için de eğitim aynı işlevi görmektedir.
 
EĞİTİM ve DANIŞMANLIK SEKTÖRÜNÜN ÖNEMİ
 
Yukarıda anlatılan, eğitimle ilgili tüm olgular bir kenara, üretim süreci sadece emekle ilgili değildir. Üretim sürecinde, emek, sermaye yani üretim araçları ve üretim araçlarının mülkiyetini ya da idaresini elinde bulunduran sermaye sahibi ya da idareci, üretim süreçleri ve ürün bir bütün olarak ele alınmalıdır. Üretim sürecindeki tüm faktörler bir arada değerlendirildiğinde, bu süreçte pay sahibi olan tüm faktörlerin en doğru şekilde organize olması ve optimal düzeyde üretim yapması girişim açısından kâr ve istikrar anlamına gelecektir. Eğitim olgusu bu noktada da önemli bir rol oynamaktadır.
 
Yalnızca emeğin değil, üretim sürecini şekillendiren ve yönlendiren, sermaye sahibi ya da idarecinin eğitimi de en az emeğin eğitimi kadar önemlidir. Fiziksel sermaye ve beşeri sermayenin üretkenliklerinin üretim sürecine mümkün olan en üst seviyede yansıması ancak sermaye sahibi ya da idarecinin mental kapasitesiyle ilgilidir. Bu mental kapasiteyi de eğitim yoluyla artırmak mümkündür. Üretim sürecindeki iki insan faktörü olan işçi (emek) ile patron (sermaye sahibi ya da idareci) eğitim yolu ile üretkenlik ve idare kapasitelerini artırabilirler.
 
Teknoloji ile de fiziksel sermayenin kapasitesi artırılabilir. Ancak bütün olarak bir girişimin verimliliğinin artması, emeğin ve sermayenin üretkenliğinin üretim sürecine uyumlu bir şekilde yansıtılması ile sermaye sahibinin üretim sürecini doğru yönetebilecek kapasiteye sahip olması ile mümkündür. Bu noktada gerekli harmonizasyonu sağlayabilecek yöntemlerin en etkililerinden biri, bilimsel yaklaşımla gerçekleştirilecek danışmanlık sürecidir.
 
Danışmanlık bu açıdan eğitim sürecinin de en etkili tamamlayıcısı niteliğindedir. Genç bir nüfusa sahip olan ve gelişmekte olan Türkiye ekonomisinin, gençlerin üretim sürecine iyi hazırlanmasına, yeterli istihdam olanaklarına sahip olmasına, en üst düzey teknolojiye bir şekilde sahip olmaya ihtiyacı vardır. Bunun için ise temel ve mesleki eğitime ayrılan kaynaklar artırılmalı, temel ve mesleki eğitimin niteliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar tamamlanmalı, yeterli ve istihdam yaratan yatırımlar özendirilmeli ve Ar-Ge’ye önem verilmelidir. Türkiye ancak bu yolla önemli büyüme atılımları gerçekleştirebilir ve bu döngünün kuvvetli bir şekilde devamı için kaynak yaratabilir.
 
Yasal Uyarı
İsfirmarehberi.com´da yer alan kullanıcıların oluşturduğu tüm içerik, görüş ve bilgilerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcıya aittir. Bu içeriğin, görüş ve bilgilerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırılığından İsfirmarehberi.com hiçbir şekilde sorumlu değildir.
Bizi Takip Edin !
Facebook Twitter Google Plus Linkedin Youtube Instagram